29 Ekim 2020 Perşembe

Catalogue - Donika Kelly

You think about being small,

a child. No. Smaller,

a bird. Smaller still,

a small bird. You think

about the art of holding,

of being held. This hand

Can crush you. Pulp and feather you. Could release the air from all your little bones.


You grow. You are large.

You are a 19th century poem.

All of America is inside you,

a catalogue of lives and land

and burrowing things. You contain

your beloved: a field, a building

of softening wood. The birds.

Always. The Birds.


Soon you will be a person. Nothing

will change. Your body will be of a piece

with all other bodies: the thrush,

the dormouse, the great black bear.

When you open your mouth,

there will be only air.

Tighten your throat. Sound, 

inexplicably, like something lost.

18 Ekim 2020 Pazar

Çileli Yaylalar

 




ne içtiysem size de vericem ulen söz

panik yapma

herkese yetecek kadar

atom bombası

ceset torbası
ve karanfil var
hem
kanserden daha insaflıdır bombalar
hiç bomba atılmayan yerlerde
kanserden korkar insanlar
bilirler ki
ne kadar sıkıcı yaşarsan
o kadar çok yaşarsın
halbuki hayat en fazla
cüceler için kısa
elhamdülillah
hepimiz karbonuz da
neticede birimiz çaycı
birimiz patronuz
oysa
suluyla kuruyu karıştırınca
ne demiş new yorklu derviş
hayat apaçilere güzelmiş
bu yüzden dik dur
boynunu bükme bebişim
boşunadır
niçün bizde seri katil yok serzenişlerin
kim bilir belki de bizde işler
göründüğünden daha sofistikedir
bu diyar ki
nesli tükenmek üzere olan bir balığı
zıpkınla avlayıp
pişirip yiyenlerin
ve bunu
belgesel diye tv'de verenlerin
yaşadığı yerdir
hangi floransalı
daha çılgın bir şey yapmış olabilir ki
hangi zürih pazarında
ten rengi ve dev gibi bir sütyen
kadar korkunç bir şey satılabilir
bu ne acayip iştir
fazıl say'ın halini görünce
nihat doğan'ın annesi
kim bilir nasıl şükretmiştir
alkışlamak istiyorum
bu ne uyanık ne kurnaz bir diyar
senin burada paran geçmez lafını
sadece parası olanlar duyar
eskiden ne güzeldi
tarık akan
manitayla evlendiği zaman
halit akçatepe
ondan daha çok bayram ederdi
peki ya sonra
sesli çekim moda oldu tarık üzüldü
vibratör icad edildi sertlik bozuldu
binlerce naif nereye kayboldu
artık kimse
dört dön de götünü ört
diye şaka yapmıyor
kimse kimseye konuşma teklif etmiyor
mektup yazmıyor
pul yalamıyor aşıklar
herkesin bir feysi
allah'ın bile bir tivitır hesabı
(ve 131 bin takipçisi) var
artık sadece
bir bilinmeyenli denklemde
eşitin diğer tarafındaki x'e mahsus yalnızlık
ve testlerde
üç yanlış bir doğruyu götürmüyor artık
üç kuluvalla bi elham yetiyor ygs'ye
ama umudunu kaybetme gene de
yüzbinlerce eğlence mekanında
binlerce valeye ihtiyaç var
bu gün hangi boğaziçi mezununa
on dakikada bir 30 lira veriyorlar
ah acı kader
hiçbir zaman ilk üçe giremeyen
kendini hep ikinci hayal eder
çocukken bize yalan söylediler
hep o boş vaatler yaktı kızları
modifiye pejo 205'le geldi
beyaz atlı prensleri
üstelik prens olamayacak kadar
tombul ve hoyrattılar
daha balayında tokadı çaktılar
çünkü onlar da kaldırılmıştı
binlerce kez denediler
ama hiç 31'e denk getiremediydiler
ve nihayet komple çıldırdılar
havaya zıplayıp
kollarını açarak
fotoğraf çektiriyor kızlar
sanal alemde
merve adıyla geziniyor oğlanlar
ah o politikacılar
ruh çağırma seansında
safları inandırmak için
götünü yırtan
yavşaklardır onlar
ya inanır
maden ocağında can verirsin
inanmazsan
biber gazını yersin
ya mucizeler nerede
onbirdeki birlerden birinin
herkese beleş olması gibi mesela
sonrasında ezan sesi duymadı mı
astronot lavuk ay'da
ah o tanrı
yetkiyi boş bulmuş nelerle uğraşıyor
çölde bir kuru ağacı kesiyorsun
içinde onun adı yazıyor
ah o sıcaklar
tanrıya şeytan
insana tanrı yarattırıyor
peki ya umut
piyango bileti kadar bol ve ucuz
büyük ikramiyeyle başlayan
amortiye razı olan kısa yolculuk
halbuki ilk ayağı kapatırsan
her gün beşli ganyan
dayan oğlum kemal kenan
birazdan ali ağlar
ablası can uyanır
uyuyormuş gibi yaparsan
yanağından öper
seni uyandırır
günaydın annecim dersin
günaydın oğlum
bana bir çizgi film açsana der
ve oyun biter

kemal kenan

bone dog

 coming home is terrible whether the dogs lick your face or not,

whether you have a wife,
or just a wife-shaped loneliness waiting for you.

coming home is terribly lonely
so that you think of the oppressive barometric pressure
back where you have just come from in fondness,
because everything’s worse when you’re home.
you think of the vermin clinging to the grass stalks,
long hours on the road,
roadside assistance and ice creams,
and the peculiar shapes of certain clouds and silences with longing,
because you did not want to return.

coming home is just awful.
and the home-style silence and clouds contribute to nothing but the general malaise.
clouds, such as they are, are in fact suspect and made from a different material from those you left behind.
you yourself were cut from a different cloudy cloth,
returned,
remaindered,
ill-met by moonlight,
unhappy to be back,
slack in all the wrong spots.
seamy suit of clothes, dishrag-ratty, worn.
you return home, moon-landed, foreign.

the earth’s gravitation pull, an effort now redoubled,
dragging your shoelaces loose and your shoulders,
etching deeper the stanza of worry on your forehead.
you return home deepened, a parched well linked to tomorrow by a frail stand of anyway.

you sigh into the onslaught of identical days, one might as well, at a time.
well anyway, you’re back.

the sun goes up and down like a tired whore,
the weather immobile like a broken limb while you just keep getting older.
nothing moves, but the shifting tides of salt in your body.
your vision blears, you carry your weather with you; the big, blue whale; your skeletal darkness.
you come back with x-ray vision,
your eyes have become a hunger.
you come home with your mutant gifts to a house of bone.

everything you see now
all of it
bone.